Çocuğa Ev İçinde Görev Vermek: Nereden Başlamalı?
Çocuğa görev vermek iş yaptırmak değil, evin ortak bir yapı olduğunu göstermektir. Yaşa uygun görevler ve sık yapılan hatalar.
Bora Tanyel 4 dk okuma
Bir evde işler genellikle sessizce bölüşülür. Biri yemeği yapar, biri masayı toplar, biri çamaşırı asar. Çocuklar ise çoğu zaman bu bölüşümün dışında kalır. "Onun işi ders çalışmak" cümlesi, iyi niyetle kurulmuş bir muafiyettir. Ancak bu muafiyet, çocuğu evin bir üyesi olmaktan çıkarıp misafirine dönüştürme riski taşır.
Çocuğa ev içinde görev vermek, ona iş yaptırmak değildir. Ona evin ortak bir yapı olduğunu ve bu yapının ayakta kalmasında payı bulunduğunu göstermektir. Bu fark küçük görünse de çocuğun kendini nasıl konumlandırdığını doğrudan etkiler.
Aidiyet yoluyla sorumluluk
Sorumluluk duygusu öğütle kazanılmaz, deneyimle kazanılır. Sofraya çatalları koyan bir çocuk, o sofranın kurulmasında emeği olduğunu bilir. Kendi çorabını çekmeceye kaldıran çocuk, düzenin kendiliğinden oluşmadığını fark eder. Bu küçük deneyimler zamanla bir bilince dönüşür: burası benim de sorumluluğumda.
Aidiyet, çocuğun kendine dair algısını da besler. Katkı sunabildiğini gören çocuk, yararlı olduğunu hisseder. Bu his, övgüyle verilen özgüvenden daha sağlamdır çünkü gerçek bir çıktıya dayanır. Çocuk "aferin sana" cümlesinden değil, gerçekten işe yarayan bir şey yapmış olmaktan güç alır.
Yaşa uygun görevler
Görevin çocuğa uygun olması, hem başarabilmesi hem de anlamlı olması demektir. İki üç yaşındaki bir çocuk oyuncaklarını sepete koyabilir, çamaşırları renklerine göre ayırabilir. Dört beş yaşında sofraya peçete dizmek, bitkileri sulamak, kendi ayakkabısını yerine koymak mümkündür.
Okul çağında görevler büyür: yatağını toplamak, çöpü çıkarmak, evcil hayvanın mamasını vermek, kendi çantasını hazırlamak. Ergenlikte ise gerçek katkılar devreye girebilir; basit bir yemek yapmak, alışveriş listesi çıkarmak, kendi odasının düzeninden tamamen sorumlu olmak. Kritik nokta, görevin sembolik değil gerçek olmasıdır. Çocuklar işe yaramayan işleri hemen ayırt eder.
Mükemmel yapılmasını beklememek
Çocuğa görev vermenin en zor tarafı, sonucu kabul etmektir. Katlanan tişört buruşuk olacak, süpürülen zemin eksik kalacak, bulaşık makinesi yanlış dizilecek. Ebeveynin refleksi genellikle arkasından düzeltmektir ve çoğu zaman bunu çocuk görecek şekilde yapar.
Bu düzeltme, verilen görevi geçersiz kılar. Çocuk şunu öğrenir: nasıl olsa yeterli olmayacak. Bir süre sonra girişimi bırakır. Oysa beceri tekrarla gelişir ve baştaki kalitesizlik geçicidir. Bir aile, üç ay boyunca buruşuk tişörtlere katlanabilirse, dördüncü ayda düzgün katlanan tişörtleri kazanır.
Görev, ödül değildir
Ev işlerini harçlığa bağlamak yaygın bir yöntemdir ama tartışmalı bir tarafı vardır. Görev karşılığında para verildiğinde çocuk katkıyı bir ticaret olarak öğrenir. Zamanla "bunu yaparsam ne alacağım" sorusu her işin başına eklenir ve ortak yaşamın doğal payı bir hizmet sözleşmesine dönüşür.
Daha dengeli bir yaklaşım, temel görevleri evin üyesi olmanın gereği olarak konumlandırmak, harçlığı ise ayrı bir öğrenme aracı olarak ele almaktır. Ekstra, isteğe bağlı işler için ayrı bir düzen kurulabilir. Böylece çocuk hem katkının bedelsiz kısmını hem de emeğin karşılığını ayrı ayrı öğrenir.
Zaman içinde kalıcı olan
Ev işlerini paylaşan çocuklar üzerine yapılan uzun süreli gözlemler tutarlı bir eğilim gösterir: erken yaşta düzenli sorumluluk alan çocuklar, yetişkinlikte hem iş yaşamında hem ilişkilerde daha az zorlanır. Nedeni basittir; bir işi başlatma, sürdürme ve bitirme becerisi çok erken kurulur.
Ayrıca ev işlerinin paylaşımı, çocuğa bir başka şeyi daha öğretir: bir evi ayakta tutan görünmez emeği görmeyi. Kendi bulaşığını yıkayan bir çocuk, annesinin ya da babasının her gün ne yaptığını fark eder. Bu farkındalık, ilerideki ortak yaşamında kuracağı dengenin de temelidir. Küçük bir çorap kaldırma alışkanlığının otuz yıl sonra karşılığı budur.
Görevlerin cinsiyete göre dağıtılmaması da uzun vadede önemli bir ayrıntıdır. Yemek, çamaşır, tamir ya da temizlik gibi işlerin evde kim tarafından yapıldığı, çocuğun ileride kuracağı düzenin sessiz şablonunu oluşturur. Herkesin her işi öğrendiği bir ev, çocuklara hem daha geniş bir beceri seti hem de daha adil bir yaşam fikri bırakır.
Başlangıçta işi kolaylaştıran birkaç pratik de var. Görevleri sözle değil görünür bir düzenle takip etmek, örneğin mutfakta asılı basit bir liste tutmak, hatırlatma yükünü ebeveynden alır. Böylece çocuk her seferinde uyarılan değil, kendi sırasını kontrol eden taraf olur. Uyarı azaldıkça çatışma da azalır ve iş, evin doğal akışının bir parçası haline gelir.